İSLAM

0
17

Şeyh Hasan b. Mekzun el-Sincari (K.R.) İslam’ı şu şekilde açıklamıştır: “İslam; mecazi ve hakiki olmak üzere ikiye ayrılır. Mecazi İslam açısından insanlar 5 gruba ayrılır:

Bunlardan birincisi; münafıkların gerek ölüm korkusundan gerekse kâfirlerin mallarından elde edecekleri ganimetlere tamah ederek kendilerini, içlerinden bunu reddettikleri halde İslam’a mensupmuş gibi gösteren, Cebrail (A.S.)’ın arkadaşı ve İslam olarak isimlendirilen devletin sahibi olan Resulullah’ı sadece görünüşte kabul edenlerdir. Allah (CC) Kur’an-ı Kerim’de onları İslam olarak vasıflandırmış, iman iddialarını ise reddetmiştir. “Bedeviler; ‘iman ettik’ dediler, de ki; ‘siz iman etmediniz, ancak Müslüman olduk deyin’” (Hucurat: 14)

İkinci kısım ise; İslam’ında akli bir delile dayanan bir anlayışı ve yeğlenen bir ispatı olmayan kimsenin İslam’ıdır. O sadece ebeveynini bu din üzerinde bulmuş ve hakikatinin derinliğine dalmadan, doğruluğunu ya da yanlışlığını araştırmadan onlara tabi olmuştur. Bu da “koyunların islam’ı” olarak isimlendirilir.

Üçüncü kısım; Hakk’a bakış cihetinde azıksız olarak, kendi ismi ve nefsi olan hevasının bineğine binen kişinin İslam’ıdır. O, Hakk’ın şeraiti olmaksızın araştırmaya koyulmuş ve Hakk’ın şeraitine ulaşacağı yerde batıla sapmıştır. Kendi vehmi içerisinde sığınacak bir gölge, dayanacak bir delil bulmaksızın yoldan sapmış bir şekilde devam etmektedir.

Dördüncüsü ise; Hakk’ın imamlarına imamlık yapmak için kendi nefsine zulmeden ve kendisini ümmetin cahil kesimi için bir bayrak olarak sunan kişinin İslam’ıdır. Bununla karnını doldurmakta ve onları Hakk’ın yolundan saptırmaktadır. Allah’ın emirlerini bırakıp, O’nun şeraitine gitmekten yüz çevirerek Allah kullarını saptırma, O’nun dinin yaralamak, resullerini yalanlamak ve O’nun velilerine büyüklenmek için insanları kendisine tabi olmaları için süslü sözlerle kandırıp onların akıllarına batıl ile girerek onları müminlere zulmetmeye ve her türlü hatadan masum olan imamlara muhalefete çağırmaktadır. Bu ise “dalalete saptıran” olarak isimlendirilmektedir.

Beşinci kısım ise; akıl çirkinliğini ona gösterse dahi güzel zannının yanında durup marifet konusunda kendisi için gerekli olanın kemaline erdiğine inanan ve kendisini fazlasını isteme hususunda büyük gören kimsenin İslam’ıdır. İlmi talep etme hususunda hakikatini talep etme yerine zahiri ve mecazi ile perdelenmiştir. İlmin sadece ismini kuşanıp asıl manasına cahil kalmıştır. Zühdü ise sadece görüntü olarak giyinip onun arkasındaki asıl manayı idrak edememiştir. Bu ise “munkati” (kesik) olarak isimlendirilir. Peygamber şu sözü ile bu makama aldanmaktan nehyetmiştir: “Şüphesiz ki bu din sağlamdır. Onda yumuşaklık ile ilerleyin. (Kafileyi geçecek olanlardan) kesilen kimse ne bir mesafe kat eder ne de sırtını sağlam bırakır.”

Hakiki kısma gelince:

Bu kısmın içlerinden biri dahi eksik olsa insanın İslam’ının doğru olmayacağı 5 gereği vardır.

1 Çevresindeki mucizeleri müşahede etmek, hiçbir emrinde şüpheye yer vermeden yaratıcının tebliğini kabul etmek ve tüm işlerde kendini ona teslim etmek
2 Allah’a imanın yanı sıra Peygamberlerine, Kitaplarına, Meleklerine aralarında ayrım yapmaksızın ve hiç birinin makamını inkâr etmeksizin iman etmek.
3 Peygamberden gelen farz ve sünneti korumak, ihlal etmemek, emirleri yerine getirip yasaklarından uzak durmak
4 Muhammed (S)’in “Müslüman; insanların gözünden, elinden ve dilinden selamette olduğu kimsedir” sözünden hareketle insanların kanlarından, mallarından ve namuslarından eli ve dili uzak tutmak ve onlara zarar vermekten sakındırmak
5 Doğru sözlü olmak, fiillerinde samimi olmak, haramlardan korkmak, müminleri korumak ve müşriklerle ilişkiyi koparmak, asabiyeti teskin etmek (öfkesine hakim olmak), insanların hatalarını af etmek, hatalılara karşı ihsanda (iyilikte) bulunmak, zulme uğrandığında adaletli olmak ve Allah’ın cezasından korkmak, Allah’tan bolca rahmet dilemek, ondan gelene razı olmak, kısmetine kanaat etmek ve Allah’ın adaletini itiraf etmek, onun faziletine inanmak, Allah düşmanlarını yermek ve Allah’ın velilerini yüceltmek, dünyayı küçümseyip ahirete düşkün olmak, şüphelerden ve şehvetten uzak durmak, halka karşı merhametli olmak, nefsin arzularına hakim olmak, ahde vefa etmek, emanete ihanet etmemek, ilim talep etme yolunda cihat etmek, alimlere karşı güzel edep ile muamele etmek, isyan elbisesinin çıkarılması ile hakkın yerine gelmesini arzulamak, nefisten heva suretini kaldırarak sadece hayırlı nefislerin ve temiz aydınlık ruh ve nefislerin üzerine doğan akıl güneşinin nurunun kabul edilmesi için basiret aynasını parlatmaktır.
İnsan ne zaman bu fiilleri tam anlamıyla yerine getirirse işte o zaman hakiki Müslüman olur ve kabul edilme kaftanını giymeye hak kazanır. (Allah’a) bu yönelmesi ile de Allah’ın içine girenlere azabı haram kıldığı “Harem’el-Eymen” e girmesini sağlar ki; Allah (CC) “Oraya giren güvene ermiş olur” (Ali İmran: 97) buyurmuştur. İşte burada gerçek anlamda imana bir işaret vardır.
Ahmet Verde

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here